İç giyim ve Külotlu Çorapların 50 Yıllık Tarihi

İç giyim ve Külotlu Çorapların 50 Yıllık Tarihi

1950’lerin belirgin, sivri, huni biçimi göğüs modası her tür yapay göğüs için olağanüstü bir talep yarattı.

Doğanın özene bezene yaratmadığı göğüsleri onarmak üzere çeşit çeşit yapay göğüs üretildi. 1955’de kadınların dörtte birinin bir tür yapay göğüs taşıdıkları biliniyordu. İçlerinde istenilen ölçüde şişirilebilenleri bile vardı, ama ne yazık ki, uçak yolculukları sırasında basınç farklılığı yüzünden sönüveriyorlardı. Var olan doğal göğüse şekil verme ya da olduğundan başka biçimde gösterme arzusu/modası bugün de geçerli. 1990’lı yıllara girdiğimizden bu yana büyük göğüslü kadınlar memelerini daha küçük gösteren minimizer sütyenlere rağbet ediyorlar, öte yandan da büyük göğüse özenen kadınlar da küçük ya da orta boy olan göğüslerini büyük göstermek için özel sütyenler arıyorlar.

Bone (cup) işini yaratıcısı olan Warner’s firması gerek minimizer, gerekse maximizer sütyenlerde geniş bir çeşit ağı oluşturarak bu modayı destekliyor. Ayrıca Gossard firması da ünlü ”Wonderbra” sütyeni ile göğüsü küçük ve ayrık olan kadınlara iki göğüs arasında çizgi yaratma olanağı tanıdı.

1960’larda kadınlar daha da özgürleştiler ve erkeklerin kadın memeleri konusundaki garip ”ideal göğüs” fikirlerine ayak uydurmaktan vazgeçtiler. Öte yandan moda modalığını korudu ve erotik odak, memelerden bacaklara kaydırılıverdi. 1960’larda özellikle genç kadınlar mini etekler aracılığıyla bol bol bacak sergilediler. Uyluklarının yarısına yükselen mini etekli kadınların bacakları merdiven çıkarken, dans ederken ya da dümdüz yolda yürürken izlendi durdu. İki kuma arasından çıplak kadın etinin sergilenmesi düpedüz pornografi olduğundan çoraplar da modaya uyduruldu ve bu ”çıplaklık” külotlu çoraplar aracılığıyla hem sözlük anlamında, hem de mecazi anlamda örtüldü. Mini eteklerin altına giyilen külotun da mini olması oyunun kuralı gereğiydi ve 1960’ların iyi giyinmeyi bilen kadınları iç giyimlerinde bir sütyen, bir külot ve bir külotlu çorapla yetindiler. Hoş, bacak göstermek bu oranda değilse bile, bell bir biçimde İkinci Dünya Savaşı sonrasında da gündeme gelmişti. Birçok erkeğin düşlerini yırtmaçlı dar etekler altından gösterilen jartiyerle tutturulmuş ipek çoraplar süslerdi.

1960’ların ortalarına gelindiğinde ortaya atılan ”içini gösteren kumaşlar” ve ”yok-sütyen”ler her ne kadar birer küçük hileyse de, gerek sütyenin gerekse içgiyimin gelişiminin temel taşları oldular.

Kadının içgiyim kullanmaktan hoşlandığı, ancak bunların aynı zamanda olabildiğince hafif, kolay giyilip çıkartılabilir, kolay yıkanıp kurutulabilir ve farkedilmez olmasını istediği anlaşılmıştı. Yumuşak korseler, korse yerini de tutan külotlu çoraplar özellikle gençlerin gözünden çabucak düştü ve korse üreticileri daha minik, daha sevimli ama gene de taşıyıcı özelliği olan giysiler üretmeye zorlandılar. Bu konuda iplikleri biçimleyen yeni tekniklerden ve buluşlardan alabildiğine yararlandılar. Artık kadınlar hem şirin, hafif bir içlikle yetinebilicekler, hem de göğüslerini denetim altına alabiliceklerdi.

Modanın kuralı, hiç olmazsa şimdilik bu. Okumakta olduğunuz bu yazıyı 2010’lu yıllarda okuyacak bir kadının halimize bakıp da yürekten bir kahkaha atması bizi şaşırtmayacak. Tıpkı bizlerin atalarımızın donlarında bakıp da gülümsediğimiz gibi…